Yapay Zeka Fuhuş Çeteleriyle Mücadeleye de Yardımcı!

 

Yapay zekanın bize benzeyip benzemeyeceği yönünde hali hazırda pek çok tartışma var! Fakat bu haberle ve gelişen yeni teknolojiyle bu problemin ötesine geçip daha önemli bir noktaya değinmek de fayda var. Rebecca Portnuff, Berkeley Üniversitesinde yeni bir yapay zeka teknolojisi keşfetti. Tabi bu yöntemin çalışması için çok daha önemli bir daha hayatımıza girmiş olması da büyük öneme sahip! Araştırmacılar, bitcoin hesapları aracılığıyla, Deep Web üzerinden ilan veren kişilerin hesap işlemlerini takip edebiliyorlar, bu teknolojiyle aynı şekilde diğer hesap türlerini de takip etmeleri mümkün oluyor. Fakat diğer hesap türleri için buna bankalar izin vermeyebiliyor.

Cryptocurrency .       (kaynak: http://news.berkeley.edu/)

New Scientist’in haberine göre, Kanada’da yapılan bir araştırma sonuçlarında bu yapay zeka sadece yüzde 1 sapma yaptı. Aynı zamanda, yapay zeka bu yöntemle 150 bin dolarlık bir fuhuş sitesinin ilanını tespit ederek yetkilileri durumdan haberdar etti.

Bu araç aynı zamanda bu gibi araştırmalar için yapılan zamanı ve bütçeyi çok daha aza indiriyor, böylelikle polisleri de büyük bir yükten kurtarabilme yetisine sahip. Şu an, polis teşkilatı ve araştırmacılar birlikte çalışmalarını yapmaya devam ediyor. Yapay zekanın güvenirliliği kesinleştikten sonra internet aracılığıyla işlenen suçlar epey azalacak gibi görünüyor.

 

Kaynakça:

http://news.berkeley.edu/2017/08/16/in-a-step-toward-fighting-human-trafficking-sex-ads-are-linked-to-bitcoin-data/

https://preneurx.com/ai-helps-track-sex-trafficking-gangs-bitcoin-data/

https://www.inverse.com/article/35926-a-i-bitcoin-illegal-sex-trafficking-on-backpage

Advertisements

25. Kare

Bilinçaltını etkilemeyi hedefleyen mesajlara “subliminal” adı verilir. Genel olarak “bilinçaltına yönelik gizli mesajlar olarak ifade edebiliriz. Kişinin bilinçaltına ‘’subliminal’’ mesaj göndermenin birçok yolu bulunuyor. Bu yollardan bir tanesi 25. Kare taktiğidir. Gördüğümüz bir anlık görüntü, 655 satır ve frame/çerçeve denilen 24 küçücük kareden oluşur. Sinema bandında, saat, dakika, saniye olarak bir diziliş vardır. Saniyeden sonra kare gelir ve bir saniye 24 karedir. Her 24 kare ise bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de “control-track” denilen aralık vardır. İşte bu aralıktaki görüntüler kesilip, aralarına başka görüntüler atılarak 25. kare oluşturulur ve bu son kare olan 25inci kare anlıktır. Yani görüntü saniyede 1/24 olacakken, bu 1/25’e çıkar. Kareler 25 olunca bir anda bir görüntü gelir ve anında kaybolur. Genellikle görünmez, daha doğrusu görülür ama bilinçaltında kalır. 25. Karedeki amaçta zaten tam olarak budur. Görüntünün net bir şekilde görünmesi istenmez bilinçaltımıza yerleşmesi yeterlidir.
25. Kare taktiğinin ilk ortaya çıkışı reklam kaynaklı olup masum görülmektedir. Ancak daha sonrasında ise psikologların yaptıkları araştırmalar neticesinde beynin bu 25. Kareye farklı bir tepki verdiği tespit edilmiştir. Özellikle çizgi filmlerde kullanılan bu taktik çocuklarımızın geleceğini çok derinden etkiliyor. Belki de oluşturulmak istenilen tek tip insan modeli bu bilinçalti mesajlarla ortaya konulacaktır.

A-Sosyal Medya

Hayatımıza hızlı bir giriş yapmıs olan sosyal medyanın bugün ülkemizde yaklaşık olarak 42 milyon adet kullanıcısı bulunmaktadır ve her geçen gün bu sayı artmaktadır. Ülkemizde 2016 yılında aktif sosyal medya kullanıcısı 6 milyon daha artmıştır ve 2017 yılında bu mecraya katılan insan sayısının 2016 yılına göre artış gösterdiği söylenmektedir. 

Youtube,Instagram,Twitter ve Facebook ülkemizde yaygın olarak kullanılan sosyal medya platformlarıdır. Telefonlardaki internet hızının yükselmesi ile bu platformlara herkes her yerden daha rahat erişebilmektedir. Durum öyle bir hal aldı ki; karşıdan karşıya geçerken,araba sürerken,bir davetteyken,aile yemeğindeyken hatta ve hatta uyurken bile insanlar telefonlarını ellerinden düşürmeyecek bir hale gelmişlerdir. Pekala sosyal medyadaki kişiliklerimiz bu kadar aktifken sosyal hayattaki maddi varlığımız ne kadar aktif? Bu konu hakkında çok iç açıcı şeyler söylemek ne yazık ki pek olanaklı gözükmüyor. Sosyal medyada paylaşım yarışına girmiş olan insanlar hayatta yapması gereken işlerinden fazlası ile geri kalıyorlar. Hepiniz girdiğiniz arkadaş ortamlarında tıkanan muhabbete tanıklık etmişsinizdir. Işte o sohbetin tıkanması ile herkesin telefona gömülüp derin bir sessizliğin ortamı kapladığı ana hepiniz şahit olmuşsunuzdur. Konuşa konuşa anlaşması gereken bizlerin bu sessizliğe gömülmesi pek iç açıcı gözükmemektedir. Işin en korkunç yanı ise bu sessizliğe alışıp herkesin kendi dünyasına kapanmasıdır. Tam bu andan itibaren insan,asosyalliğe giriş adımlarını atmış olur. İnsan doğası ile örtüşmeyen bu asosyallik içerisinde kaybolup gidecektir…

Sosyal Medyada Bilgi Kirliligi

Hepimizin desteklediği bir takım, oy verdiği bir siyasi parti, hayranlık duyduğu ünlü kişiler bulunmaktadır. Bazen bu savunduğumuz şeylere fanatizm derecesine varan bir bağlılığımız oluşabiliyor. Fanatizme varan bu bağlılık empati yeteneğimizi köreltiyor ve bizleri yalnızca görmek ve duymak istediğimiz haberlere inandırabiliyor. Özellikle sosyal medyada önüne geçilemeyen bilgi kirliliği ile bu fanatizmin birleşmesi sonucu; kişiler,örgütler,siyasi partiler,futbol takımları gibi şeyler üzerinde inanılmaz bir karalama kampanyası başlatılabiliyor.

2013 yılının haziran ayında gerçekleşen ‘Gezi Parkı Direnişi’ sosyal medyadaki bilgi kirliliğinin ne derecelere varabileceğini gözler önüne sermiştir. O günlerde ilgimi en çok çeken asparagas haberlerden bir tanesi : ‘Direniş 48 saat sürerse hükümet çökecek’ hurafesiydi. Kitleleri provake etmek amacı taşıyan bir çok asparagas habere o tarihlerde şahit olduk. Ardı arkası kesilmeden kaynağı belli olmayan inanılmaz çok haber akışı bulunuyordu. Sağ olsun televizyon kanallarımız da yalnızca belgesel yayınlayarak bizlere sosyal medya ya da yabancı basın harici haber edinme imkanı tanımadı ve bu da asparagas haberlerin çok hızlı yayılmasına neden oldu. Gitmeyen görmeyen bir kimse orada neler olduğunu bilemeyecek konuma geldi. O kadar çok olan bilgi kirliliğinden doğru bilgiyi çekmek imkansız hale geldi. Kalanlar kaldı gidenler ise gencecik evlatlarımız oldu.

Asparagas haberlere daha güncel bir örnek olarak 23 aralık günü Elon Musk’ın fırlatmış olduğu roketin UFO sanılarak sosyal medyanın çalkalanması gösterilebilir. Bir anda sosyal medyada ufo kıyameti koptu, her bir yandan fotoğraf paylaşılıyor ve UFOların varlığına inanmak isteyenler inanılması güç hikayeler yazıyorlardı. Elon Musk’ın yapmış olduğu ‘O benim roketimdi’ açıklamasının ardından sular duruldu ve herkes kabuğuna çekildi.

Demem odur ki duymuş olduğunuz hatta görmüş olduğunuz bir haber hakkında yeterli araştırma yapmadıkça kimse ile paylaşmayın. Bu bilgi kirliliğine bir çöpte siz atmayın.

Sosyal Medya A.Ş.

Yıllar eskidikçe hayatımıza bir çok yenilik dahil oldu. Eğitim,sağlık,hizmet ve teknoloji gibi alanlarda büyük gelişmeler yaşandı. Özellikle teknoloji alanında yaşanılan gelişmeler her geçen gün bizleri yeni bir şeyler öğrenmek zorunda bıraktı. Bu zorundalığın temelinde ise toplumdan geri kalma korkusu yatmaktaydı.
Teknolojinin gelişmesi, hayatımıza sosyal medya kavramını soktu. Sosyal medya bir kavramın çok daha ötesinde yerlere vardı ve hepimizin hayatında bir gereklilik olarak yer edindi. Son yapılan araştırmalar bireylerin günde 2 saat 48 dakikasını sosyal medyada geçirdiğini söylemektedir. Bu kadar çok insanin bu kadar çok zaman geçirdiği sosyal medya platformu geliştikçe yalnızca kurucusuna değil kullanıcılarına da para kazandırmaya başladı. Tabiri caizse sosyal medya bir çok kişi için ekmek kapısı olarak kullanılmaya başlandı. Bu gelirlerin temelinde ise reklamlar yatmaktadır. Tam en sevdiğiniz şarkının klibini izlerken gelen o ‘ Hiç internette otel aradınız mı?’ sorusu ile bir çok kez karşılaşmışsınızdır. İşte sosyal medyadaki para döngüsünün temelinde bu gibi reklamlar yatmaktadır. Ancak yalnizca reklam değil, bir çok instagram hesabının bir mağaza işlevi gördüğüne tanık olmuşsunuzdur. Buralarda göz ardı edilemeyecek sayılarda satış yapılmaktadır. Aslında sosyal medyadaki işleyiş 2 kelime ile tanımlanabilir. ‘Sürü psikolojisi’. Sosyal medyada herhangi bir kişinin ünlü olması ya da herhangi bir ürünün satışlarının tavan yapması yalnızca dakikalar almaktadır. Bu sürü psikolojisini iyi analiz edip yaratıcı bir reklamda bulabilirseniz sizin içinde burasi ekmek kapısı olabilir.

Günümüzde Sosyal Medya ve Markalar

FACEBOOK

  • Dünya çapında 1.86 milyar aktif kullanıcı var. Bunların 1.15’i mobil kullanıcı.
  • 25-34 yaş kullanıcılar %30’a yakın pay ile birinci sırada.
  • Hafta ici 13-15 satire arası, en çok erişim sağlanan saatler, en çok etkileşim ise akşam oluyor.
  • Perşembe ve cuma en çok etkileşimin olduğu günler. (ortalama %18 daha fazla)
  • Günde ortalama 20 dakika geçiriliyor.
  • Türkiye, en çok kullanıcı sıralamasında 4.5 sırada. 80 milyon nüfusa karşın 30 milyon aktif kullanıcımız var

TWITTER

  • Dünya çapında 310 milyon aktif kullanıcı var. Toplam kullanıcı sayısı ise 1.3 milyar.
  • Kullanıcıların %80’i mobilden giriyor.
  • Şirketlerin %92’si günde en az bir tweet atıyor.
  • Kullanıcıların %77’si kendilerine cevap veren markalara karşı daha pozitif bakıyor.
  • Türkiye 9 milyon kullanıcıya sahip.

INSTAGRAM

  • Dünya çapında 400 milyon aktif kullanıcı var. Kullanıcıların %60’ının aktif oluşuyla Facebook’tan sonra en çok etkileşim alan ikinci sosyal ağ.
  • Kullanıcıların %95’i 35 yaşın altında.
  • Her gün 80 milyon fotoğraf paylaşılıyor.
  • Dünyanın en büyük 100 şirketinin %90’ı ve moda şirketlerinin %96’sının Instagram hesabı var.
  • 3 Instagram kullanıcısından biri, mobilden sipariş veriyor; Instagram kullanıcısı olmayan birine göre %70 daha fazla online alışveriş yapmaya yatkınlar.
  • Günlük trafiğin %5.4’ü Türkiye’den geliyor.

YOUTUBE

  • Toplam tekil kullanıcı sayısı 1.3 milyar. Günlük ortalama ziyaret sayısı 30 milyon ve ayda toplam 3.25 milyar saat video izleniyor.
  • Günde 1 milyar izlenme, mobil cihazlardan geliyor.
  • Yaş kırılımı:

18-24 … %11

25-34 … %23

35-44 … %26 (bu yaş grubu 2005’te youtube ile tanıştıklarında 24-35 yaş grubu idi.

45-54 … %16

50-64 … %8

65+ … %3

YENİ KURUM DİNAMİKLERİ

  • Dünyanın en büyük taksi şirketi UBER’in hiç aracı yok.
  • Dünyanın en büyük medyası Facebook, hiç içerik üretmiyor.
  • Dünyanın en büyük perakendecisi Alibaba, hiç stok tutmuyor.
  • Dünyanın en büyük konaklama şirketi Airbnb’nin bir dikili taşı yok.

Eskiden…

Elinizden gelen en yüksek bütçeyle, girebildiğiniz her kanalda reklam verir, satınalma noktasında tüketicinin sizi tercih etmesini beklerdiniz.

Artık…

Bir amaç için -ister bilinirlik, ister satış, ister geri bildirim için- tüketicinizle etkileşime geçersiniz. Konuşmanız gereken kitleye, sadece konuşmak için değili optimal etkileşimi sürdürülebilir bir şekilde devam ettirmelisiniz.

Eskiden…

Satış ekibiniz sahaya iner, toplayabildiği kadar müşteri toplar ve yeniden sahaya inerdi. Satış elamanınızın cazibesi, çenesi ve kelimelerle arası iyiyse satış gerçekleşirdi.

Artık…

Satınalma öncesinde, tüketicinin zaten çoktan bir fikri oluşmuş oluyor. Bu yüzden ürettiğiniz içerikle tüketicinin aklındakini değiştirmek, kararlarını daha iyi alabilmesi için bam teline dokunacak bir iletişim kurarsanız satınalma kararını etkileyebilirsiniz.

Eskiden…

Teknolojiyi elinde tutan kazanır.

Artık…

İnsanlara ulaşan marka kazanır.

 

 

The Internet of Things Is Going to Change Everything About Cybersecurity

Cybersecurity can cause organizational migraines. In 2016, breaches costbusinesses nearly $4 billion and exposed an average of 24,000 records per incident. In 2017, the number of breaches is anticipated to rise by 36%. The constant drumbeat of threats and attacks is becoming so mainstream that businesses are expected to invest more than $93 billion in cyber defenses by 2018. Even Congress is acting more quickly to pass laws that will — hopefully — improve the situation.

Despite increased spending and innovation in the cybersecurity market, there is every indication that the situation will only worsen. The number of unmanaged devices being introduced onto networks daily is increasing by orders of magnitude, with Gartner predicting there will be 20 billion in use by 2020. Traditional security solutions will not be effective in addressing these devices or in protecting them from hackers, which should be a red flag, as attacks on IoT devices were up 280% in the first part of 2017. In fact, Gartner anticipates a third of all attacks will target shadow IT and IoT by 2020.

This new threat landscape is changing the security game. Executives who are preparing to handle future cybersecurity challenges with the same mindset and tools that they’ve been using all along are setting themselves up for continued failure.

The False Panacea of Security Training

There is much debate over the effectiveness of security and awareness training, centered on competing beliefs that humans can either be the most effective or weakest links in security chains. It can’t be denied, however, that in the age of increased social-engineering attacks and unmanaged device usage, reliance on a human-based strategy is questionable at best. This assertion is further substantiated when you consider recent reports put out by security providers like PhishMe showing that 80% of employees who’ve completed training are still susceptible to being phished.

It only took one click on a link that led to the download of malware strains like WannaCry and Petya to set off cascading, global cybersecurity events. This alone should be taken as absolute proof that humans will always represent the soft underbelly of corporate defenses.

Connectivity First, Security Second

Today, connected devices are being used by employees to drive bottom-line activity. Their utility and convenience are giving IoT devices a foothold in the enterprise — in corporate offices, hospitals, power plants, manufacturing facilities and more. We recently found that 82 percent of our enterprise customers have Amazon Echos in use, which are almost always in an executive’s office. These devices, designed to listen and transmit information, may lead to increased productivity, but they also introduce unquantifiable risks. Our own research recently demonstrated that the Amazon Echo is susceptible to airborne attacks. Amazon has patched the vulnerabilities, but this finding demonstrates how easily a compromised device can lead to the leak of confidential information.

Connected devices are proliferating at a rate IT departments and security teams can’t keep up with. They are manufactured with little oversight or regulatory control, and are all Wi-Fi- and Bluetooth-enabled; designed to to connect immediately. They are introduced into corporate environments by individual users who have no real security knowledge or expertise, which is a risk. Users may have productivity goals in mind, but there is simply no way you can rely on employees to use them within acceptable security guidelines. IoT training and awareness programs certainly will not do anything to help, so what’s the answer?

Reframing the Human-Security Relationship

It is time to relieve your people (employees, partners, customers, etc.) of the cybersecurity burden. It may be prudent, and required, for you to continue with awareness programs, but you will have to rely more on intelligent technologies and automation if you hope to have any chance at success.

Removing the human risk means repositioning the way you think of the relationship between employees, connected devices, and overall corporate cyber defenses. You must accept that IoT and other security issues aren’t user interaction problems; they’re device and system interaction problems. The highly connected nature of IoT devices means that they’re constantly in communication, capable of spreading malware, and capable of leaping from system to system with no human interaction — all beyond the reach of current security solutions. Security threats are stacking up against your people at work: employees are still falling victim to automated phishing emails and organizations with ample security analysts simply can’t manage the volume of vulnerabilities present in new connected devices and software. And, new IoT attack vectors like BlueBorne and KRACK that work around humans to infect devices and networks are popping up faster than they can be addressed.

An Intelligent Cybersecurity System

To manage security today, your systems must be intelligent and able to work without human supervision, knowing when and how to take proactive or defensive action.

When it comes to connected devices, the massive numbers that will be in use in businesses make it impossible for people on their own, or for understaffed IT and security teams, to manually identify and stop risky activity. To identify devices and behavior patterns that represent a threat, your IoT security system must be intelligent enough to spot all connected devices and the vulnerabilities they introduce, approve and deny access to networks, and learn from constantly evolving conditions to become more effective over time.

Intelligent products learn patterns of what secure and insecure activity looks like on connected devices — something impossible to tell just by looking at a phone, speaker, or web camera. I’ve seen compromised tablets streaming video from a board room to an undisclosed location. The tablet showed no signs of compromise and this activity was not recognized by the traditional security solutions in place. Only by identifying its behavior and traffic patterns were we able to see the risk. An intelligent system would be able to identify such suspicious traffic behavior immediately.

Lastly, an intelligent system can take action. Once the system has learned how to identify suspicious behavior, it can immediately stop a device from being used for malicious purposes. For example, it could shut down a botnet attack entirely, preventing it from connecting to other devices, or limiting the damage it can do. Being able to control a connected device is the difference between one device being infected and your entire network getting taken over.

The same is true for security technologies designed to defend against other threats. Anti-phishing technologies that can’t identify and block attacks on their own are basically disasters waiting to happen. Manual patching processes are also of little value.

The New Reality

Attacks are coming at businesses from all angles and through all channels, with IoT creating a significantly larger attack surface. Executives are accountable for the performance, or rather, the lack of performance of security, and businesses will face a range of consequences, from brand damage to recovery costs and loss of customers in the face of breaches. The stakes are higher than ever to secure your systems and networks — and the new IoT reality complicates matters further. Solutions we’ve relied upon in the past, such as training employees, will not mitigate the massive security challenge companies are facing. The scope of IoT is far too complex for a traditional security teams to manage with legacy solutions. It’s time to remove people from the discussion and move towards a more intelligent, secure future.

Yevgeny Dibrov is CEO and Co-founder of Armis.

Reference: https://hbr.org/2017/12/the-internet-of-things-is-going-to-change-everything-about-cybersecurity